Yoktun! sustum susmak kırgınlıksa sustum işte solgun bir gül gibi ıssız bir çöl gibi sustum
Yolcuyum uzak çok uzaklardan geldim yorgunum ellerim boş, boynum bükük gözyaşı dolu heybemde kalbimi alıp getirdim sana ayrılıklarla delik deşik kalbimi başka bir şeyimde yoktu getirecek
Dalımda güz türküleri koynumda ateş seni aradım kentin dar sokaklarında yalnız yorgun ve yaralı yoktun üşüdükçe, uzadı yokluğun Hangi çocuğa sordum ağladı hangi ırmağa sordum çağladı
hangi Çiçeğe sordum boyun büktü hangi ağaça sordum yaprak döktü sığındığım kuşlar da uçtu gitti bir başıma kaldım ortalarda
Sen ki, yetim bir bahçede bir tomurcuktun hayatın kollarında çiçeklerin nazlısı, küskünüydün gönlümün bütün gün seni aradım yorgun yaralı ve yalnız acılı bir yel gibi dolaştım durdum sokakları yoktun
Pınarlara sordum akıp gittiler yıldızlara sordum bir bir söndüler sigaramı efkâr ettim savurdum gökyüzüne sonbahar sardı boynumu yaprak yaprak sonra yavaş yavaş bedenime girdi acı senden ne bir ses vardı, ne de bir nefes
Gülüşünü, gözlerini, sesini takıp koluma vedalar bıraktığım durakta şiirler okudum aklımı yitirdiğimi sanıyordu, acıyan gözlerle bakıyordu herkes
Sonra gözlerimi, ağlamaktan yorgun gözlerimi ulaşamayacağım uzaklara yolcu ettim kara trenlere mendil sallayıp. duygularımı bir vagona kilitleyip bin ah sürüp dudaklarıma sustum! unutulmuş sahipsiz şarkılar gibi ne kadar susulacaksa o kadar sustum hüzün kokulu anılara yaslanıp yere çaldım kara bahtımı