“Bir şans tanı bana” diyorsun. Al, bütün şanslar senin olsun. Yürekleri soğuktan üşümüş pek çok insanın, şömine ateşi görmesi gibi, sevgi dolu birini gördüğünde yanında bulunmak istemesinden öte bir istek mi senin ki?

Naz değil, kapris değil bunlar. Yoğurdu üfleyerek yemek hiç değil! Sadece deneyip görerek yanılmaktansa, biraz daha anlamaya çalışmak derdindeyim.

Büyük hayaller ve heveslerle başlanılan ilişkilerin, nasıl hayal kırıklığıyla son bulduğunu bilirim. Çok büyük konuşanların, lafı ağzından havaya savuranların, iki gün sonra ortadan kaybolduklarına da çok şahitliğim vardır.

Sevgililik, evcilik, aşık olmacılık oynamadan önce; iyi arkadaşlar olacak kadar zamanımız olsa, hiç fena olmazdı. Sen bana, ben sana yabancıyken; sınırlarını, hikayeni bilmiyorken; cinselliğin o hoş ve keyifli çekiciliğine kapılmak bana göre değil.

Tutku, çekim, arzu karışımı bir hoşlanmayı, aşkla karıştırmak ne sık yapılan bir hatadır! Gerçi günümüz aşkları hangi kelimelerle açıklanır; onu da bilmiyorum.

Her şeyim nettir benim. Köşelerim, sınırlarım, isteklerim, istemediklerim, sevdiklerim, sevmediklerim, kabul edeceklerim, etmeyeceklerim bellidir! Biraz serttir çizgilerim belki ama ne aradığımı, gönlümün nerede kanatlanacağını iyi bilirim.

Uzun yalnızlıklar aşkı özletir. Sevdiğin birini düşününce burnun direği sızlar ya; işte onun gibi sızlar aşka hasret kalınca gönül. Sonra bir çift göz görür, kapılır peşinden sürüklenir. Menekşenin, mavinin, kahvenin peşinde akıp gider biraz. Ardan zaman geçer; artık gözler de büyüsünü kaybeder. Kusurlarına takılmaya başlarsın. Böyle biriyle yapamam dersin. Başlar aklın savaşları, çalar ayrılık çanları!

Biz iki yalnız, bir sevda eder miyiz? Göreceğiz! Aşk sandığımız bir rüzgara kapıldıysak, zaman geçecek, onu da çözeceğiz…