Seni özlüyorum. Gecenin en zifiri anında bile odamı aydınlatan bu aşkı özlüyorum en çok da her gün duyabilmek için çırpındığım sesini. Seni özlüyorum işte... Her kavgamızın sonunda çekdiğim sancıları, seni kaybetmek korkusu yüreğimi bir bıçak gibi kestiği anları bile. Seni özlüyorum kabul ettim artık bunu... Gözbebeklerimin içine yerleşmişsin ve dünyada iyiye ve güzele dair ne varsa içinde sen varsın. Meleklerin kanatlarında geliyorsun sen bana her gün, martıların gözlerinde. Bir papatya demetinin üstündeki uğur böceği oluyorsun, ayın şavkında, umudun mavisindeki en çok bu renge tutkunum bilirsin sen varsın. Yüreğime işlemişim seni bir dantel gibi ince ince düğümlerle... Çözülemezsin çözmem seni. Oradasın orada kalmalısın. Çünkü bir tek sen yüreğime yakışırsın. Her gün içimi ısıtan asıl sensin sıcacık ışıklarında tüm ruhumu saran, her yeni güne gözümü acar açmaz içine doluştuğunbir günaydınsın. Seni özlemek dayanılmaz hale geldğinde bile hiç isyan etmiyorum. Çünkü içimdesin ve seni göz yaşlarımla akıtmaya kıyamıyorum. Özlemin sancılarıyla bedenim her gün ölse de aslında her güne yeniden doğuyorum. Seni özlüyorum çünkü seni seviyorum hemde çok.. Doğrularını yanlışlarını sorgulamadan, bir çocuk yüreği gibi masumca yaşıyorum seni. Bu hayata verdiğim her nefesde gittiğim her yerde sende benimle birlikte varsın. O yüzden yalnızlık hiç bilmiyorum. Asla değiştirmeden, en katıksız halinle seviyorum seni. Özgürleşiyor aşkımız, sevdikçe büyüyor özledikçe yüceliyor. İşte en çok bunu, özlüyorum seni sevmeyi özlüyorum. Sevdikçe daha çok özlüyorum, özledikçe daha çok seviyorum. M. Çoşkundeniz
SENİNLEYKEN BEN
Ellerini tuttuğumda ben oluyorum. Büyüyorum. İçimdeki sevda ateşi büyüyor, bir yangın oluyor suyla sönmeyen. Ah nasıl atıyor kalbim bir duyabilsen... Kalbinin atışından yorulur mu insan. Ben yoruluyorum. Adını duyduğumda titriyorum. İçimde ki sevda telleri titriyor. Eriyorum, su olup akacağım sanki. Su olsam da sana akmak için bir yol bulurum ben. Ayaklarının dibinde bir göl olurum. Sen bu aşk suyuyla yıkanırsın. Seni düşündüğümde ki bir tek an bile yok seni düşünmeden geçen. Hasretin tutsağı oluyorum. Hasret dedim de seni özlemenin bu kadar zor olacağını bilmezdim. Bir sarmaşığa dönüşüyor hasretin. Bütün bedenimi sarıyor, hasretten şikayet etsemde aldırma sen. Kavuştuğumuzda yaşadığım mutluluk kötü olan ne varsa hepsini silip atıyor. Senin yanındayken dört mevsim bahar oluyorum. Seni o baharın en nadide çiçeği yapıyorum. Çiçek çiçek açıyorsun yüreğimde, kokunla başımı döndürüyorsun. Bir bahardan diğerine uzanırken zaman, sensizliği aklıma bile getirmek istemiyorum. Bir de uzaklığın var ki dayanılmaz... Kahroluyorum, mapusluk çeken bir mahkum gibi günleri saatleri sayıyorum. Ya geleceksin, ya geleceksin yoksa çürüyüp gideceğim bu kapkara zindan da. O zaman gel gel ki yüreğim kavuşsun özgürlüğüne. Bir kuş gibi uçup konsun senin yüreğine. Bak o zaman bir daha karanlık olur mu? Bir daha zindana düşer mi bu adam? Sana baktıkça kendimi hiç keşfedilmemiş bir kıtanın topraklarında buluyorum. Adım adım dolaşıyorum seni. Sana dair ne varsa hepsini öğrenmek istiyorum. Keşfetmeye aç bir kaşifim ben ancak senin topraklarınla doyuyorum. Sana her güm yeniden bir kez daha aşık oluyorum. Bu aşka ben bile şaşırıyorum ama şaşkınlığım beni mutlu ediyor. Seviyorum seni, sevdam bir çığa dönüşüyor. Bana engel olmaya kalkacak ne varsa, kim varsa hepsini bir çırpıda silip sürpürecek kadar büyük bir çığa... Sevdam,mutluluğum, cankuşum... Sen varsan, varım bende... Öyleyse benimle ol. Bir aşkın nasıl tutkulu, nasıl saf, nasıl sonsuz yaşanaçağını gösterelim herkese. Bir tek gün bile pişman olmayaçağına söz veriyorum... M. Çoşkundeniz
HAZİRANDA AYRILIK
Yarınlara bağışladık umutlarımızı, bugüne hiç bir şey kalmadı. Geçmişe kalabalık yalnızlıklarımızı ekledik, takvim yaprakları hayallerimizi boşa çıkardı. Sevinçlerde yarımdı hüzünlerde... Yokluğun varlığına hiç alışamadık. Başka yollar vardı yürüdüğümüz başka ufuklar. İlk kez dinlediğimiz bir şarkı gibi eşsiz gelmişti duygularımız. Oysa şimdi şarkılarda birbirinin aynıydı, bizimkisi farklı sandık. Yeni alınmış elbiselerle bayramlık sevinçlerini yaşayan çocuklar kadar sabırsızdık ama bayramların çocuksu mutluluklarda kaldığını anımsayamadık.
Yağmurun toprakla buluştuğunda etrafa yayılan o muhtesem kokusu kadar tutkulu bir sele saldık duyguları. Çölleşmiş yürekler vardı umursamadık, biz yağmur bilmeyen çöllerin dilinden hiç anlamadık. Onlar seraplara vurgundu, bir gün belki dediler ama duymadık. Gönlümüz limanlara uğramayan gemiler kadar tutkundu maviye, o uçsuz bucaksız denizi hep mavi sandık. Renklerin hiç biriyle rakip görmedik sevdamızı, ona yaşamın tüm anlamlarını yükleyen bir çift gözle sakınarak baktık. Teslim olmayı güçsüzlüki gururu zafer saydık. Haklıydık belki aksini anlatacak kimse karşımıza çıkmadı. Büyütürken dünyadaki varlığımız, kaybolup giden hislerimize çare bulamadık. Mutluluk oyunlarıla avunmak zamanı doldurmak için gerekliydi belki. Başka bir olasılık varmıydı hiç hesaplamadık. Yıllar sırtımıza birer ok saplayıp geçiyordu yaraların kapanmasına izin vermiyordu vakit. Her ele merhem olur umuduyla uzandık. Kanıtlanmış formullerle denetik aşkın varlığını sonuçlar yanıltıcıydı ama dikkate almadık. Yaşadıklarımız başkalarından farklı olamazdı ya! mutlak yazılan çizilen kavramların doğruluğu vardı, kendimizi kandırmamız bizden tüm sevgilerle inancımızı çaldı. Her şeye rağmen bir enstümanın tellerinde yeniden besteleyebilirdik hayalerimizi. Yeniden yazabilirdik yenik düşmüş tarihleri, her acımızı sevince dönüştürecek anları yakalayabiliridi el ele... Ama denemedik... Sevdiğim kadar yakınsın sanıyordum sevdiğine, ruhuna ama dönüş yoktur sonların başlangıcına. Yeni yolculuklar için biletin varsa hala... Başka bir yerde... Başka bir zamanda... Belki yeniden... Aslında ilk kez... Kimbilir... M.Çoşkundeniz