İçim acıyor bazen, insanım bazen öfkeleniyorum bile! Biri seni soruyor mesela, cevapsız kalıyorum. Unutup unutmadığımı merak ediyorlar. Bilmem! Unutmaktan ne anladığına bağlı yanıtı!

O kadar uzun yıllar birlikte yaşamışız ki, o kadar birlikte yaşlanmışız ki; senin adın bensiz, benim adım sensiz anılmıyor bu civarda. Bir saymışlar sevdiklerimiz bizi. Oysa şimdi biz ayrıyız, sevdiklerimiz de mecburen ikiye ayrılmış gibi.

Demek her şey bizimle güzelmiş. Biz olmayınca keyfi kalmadı mazidekilerin, o zamanın dostlarının, hatta esprilerin…

Kıyıya vuran bir dalga gibi, zaman zaman vuruyorsun burnumun direğine. Yüksekten düşer gibi, bir an kalkıyor içim, sonra geçiyor. Acının son kullanma tarihi var demek fakat sızı bir ömür sürüyor.

İnsan neye üzüldüğünü de bilmiyor. Bir şeye kahrediyorsun ama neye? Geçen vakte yanmadım hiç, en azından şimdilik, hala yaşım idare eder durumda, ondan olmalı! Hala büyük aşklara inancım var ve hala aşka vurgunum.

Sevda dediğin o büyük nehrin, insanın üstüne çağlamasını seviyorum. Nefessiz kalıyorsun, boğuluyorsun ama mutlusun, ne garip değil mi?

“Beni boş ver, sen anlat, neler yapıyorsun?” diye yazmak isterdim şimdi. Eskisi gibi mektuplar gidip gelseydi aramızda, kim bilir ne büyük heyecan olurdu? Baksana düşünürken bile gülümsediğime göre…

Seni sevdiğim için uzun zaman kızgındım kendime. Sonra aklım başıma geldi, affettim. Seni ya da başka birini, böylesine sevebildiği için gurur duydum kalbimle. Ne önemli bir tecrübeydi, birini böyle sevebilmek. Başımı okşadım elimle ve dedim ki: “Aferin kızım, aferin, böyle devam et! Yaşamın en büyük ödülüdür sevmek. Aşkın acısını da çekecek gücün olsun, vazgeçme! Bir daha yıkıl, bir daha sev! Aşktan korkarak, kaçarak, inanmadan yaşamak hayat değildir. Onun adı yaşarken ölmek!”