Sil baştan yaşama şansım olsaydı eğer, Oturup saymazdım eski yanlışlarımı. Kusursuz olmaya çalışmaz, rahar bırakırdım yüreğimi. Ve elbette, çok daha coşku dolu olurdu sevdalarım, içine de az buçuk ciddiyet katılmış. Bu denli titiz olmazdım hiç, öyle bir şansım olsaydı eğer Korkmazdım daha çok riske girmekten, Daha çok yolculuğa çıkar, gün doğumlarını kaçırmazdım asla; Hele dağlara tırmanmanın keyfini hiç bilmediğim yerlere giderdim gidebildiğimce. Doyasıya dondurma yer, boşverirdim kurufasulyenin nimetlerine. Öyle bir şansım olsaydı eğer, Dertlerimde yaşamının gerçeğini taşırdı, yalnızca düşlerin değil, İşte hani onlardan, her dakikasını verimli geçirenlerden biriydim. Aynı An’lara geri dönebilseydim eğer, yalnızca iyi ve güzel olanları tatmak isterdim yeniden. Öğrenemediyseniz hala, öğrenin artık: Yaşam an’lardan oluşur. sadece an’lardan… Şimdiyi yakalayın Yaninda termometresi, bir şişe suyu, şemsiyesi ve paraşütü olmadan yerinden kıpırdamayanlardan biriydim. Ama yeni baştan yaşayabilseydim eğer, iyice hafiflemiş olarak çıkardım yolculuklara. İlkbahara yalın ayak girer, Sonbahara dek unuturdum pabuçlarla yürümeyi, Hiç bilmeden yollara dallardım, tadını çıkarırdım gün ışığının Çocuklarla daha çok oynardım, Sil baştan edebilseydim eğer… Ama heyhat, seksenbeşindeyim artık ve biliyorum ki… ölmekteyim.
MUSAİT OLUNCA BENİ SEVERMİSİN....
İçeri girer girmez neşeyle bağırdı: -Anne biliyor musun bugün yuvada ne oldu? - Görmüyor musun ? Telefonla konuşuyorum. Herkesin sevdiği şey birbirine benzemiyordu. Annesi telefonu, babası arabayı seviyordu.
Herşey erteleniyordu, telefon ve araba söz konusu olduğunda… Bir de eve misafir gelecek oldu mu kendisine hiç yer kalmıyordu. Nerelere gitseydi? Annesi kapattı telefonu.
! Mutfaktan tencere sesleri geliyordu. Koşarak yanına gitti:
-Sana yardım edeyim mi ? dedi, en sevimli halini takınarak. Annesi manalı manalı baktı: -Hayırdır? Bir yaramazlık mı var? Bak bir de seninle uğrasmayayım. Çok yorgunum zaten.
Yorgunluk nasıl bir şeydi ? Bazen elinde oyuncağıyla uykuya daldığında anneannesi oyuncağı yavaşça elinden alır : -’Nasıl yorulmuş yavrucak. Uykunun gül kokulu kolları sarsın seni..’ diyerek alnına bir öpücük konduruverirdi.
Yorgunluk gül kokulu bir uykuya dalmaksa eğer, neden annesi kendisiyle böyle kızgın kızgın konuşuyordu.
—Anneciğim yorulduğun zaman gül kokulu uykulara dalarsın. Anneannem öyle söylüyor.
—Uykuya dalayım da, gül kokuları kusur kalsın. Yorgunluktan ölüyorum.
Bu kelimeden nefret ediyordu.’Yorgunum, yorgun olduğumdan, böyle yorgunken’….
—Anneciğim sen yorulma, diye…
—Yemekte konuşuruz çocuğum. Bankada işler yetişmedi. Baban gelene kadar bunları bitirmem lazım. Hadi sen oyna biraz.
Hani siz yoruluyorsunuz ya…Eeee….Bende oynamaktan yoruluyorum. Ne yapayım bilmem?
Yapılmaması gerekenleri biliyordu da büyükler, yapılması gerekenleri hiç bilmiyorlardı.
Işıklar söndü birden. Annesi öfkeyle söylenmeye başladı.
—Mum da yok! diye diye karıştırdı dolapları el yordamıyla.
Çocuk sırtüstü yatıp, anneannesinin köyünü düşündü. Gaz lambasının ışığında deli tavşan masalını anlatışını.
Deli tavsanın duvardaki aksini getirdi gözlerinin önüne. Anneannesi gibi iki ellerini birleştirip işaret parmaklarını yukarı kaldırarak tavşan kafası yaptı.
”Bak deli tavşan” diyerek parmaklarını oynattı. Yoldan geçen arabaların farları duvardaki tavşana yol açtı. Tavşan alabildiğine hür dolaştı sağda solda. Otlarla kuşlarla konuştu. Sonra yorgun düştü. Duvardaki görüntü minik avuçların açılmasıyla kayboldu. Kolu yavaşça kanepeden aşağı sarktı.
Sonra ışıklar geldi.
Kadın çocuğun hiç konuşmadığını akıl etti. Birden kanepeye koştu. Küçücük dizlerini karnına doğru çekerek uykuya dalmıştı.
Masanın üstündeki dosyalara baktı iğrenerek. Dindirilmez bir pişmanlık doldurdu içini.
Uyandırmaktan korka korka küçük alnına bir öpücük kondurdu.
Çocuk sanki bir ipucu bekliyormuşcasına aralanan gözleriyle mırıldandı;
— İşin bitince beni sever misin anne? dedi.
Kadın, sevilmek için randevu alan çocuğuna bakarak sabaha kadar ağladı.
Eğer, herkes kendini kaybedip seni suçladığı zaman, sen soğukkanlılığını koruyabilirsen;
Eğer, herkes senden kuşkulandığında sen kendine güvenip tüm kuşkularını hoşgörüyle karşılayabilirsen;
Eğer; sabırla bekleyebilir ve beklenmekten yorulmazsan; ya ada iftiraya uğradığında yalana yalanla karşılık vermezsen ve kin tutana kin duymazsan;
Eğer, düşlere kapılmadan düş kurabilir; düşünebildiğin halde düşüncelerinin kölesi olmazsan ve aynı zamanda, ne çok uysal olup ne de çok akıllıca bir tavırla konuşmazsan;
Eğer, ne kazandım diye sevirir, ne yıkıldım diye yerinir, ikisini de karşılayıp yüzleşebilirsen ömür verdiğin şeylerin yıkılışını seyredebilir ve yılmadan onu yine kurmaya çalışırsan;
Eğer, iş işten geçtikten sonra da yüreğini ve bedenini tüm direnciyle seferber edip hereksin vazgeçebildiği noktadan sen amacına yönelebilirsen,
Eğer, herkesle birlikte olur da, erdemli kalabilirsen ya da krallarla dolaştığın bir durumda, gururlanıp benliğini ce dostlarını unutmazsan;
Eğer, ne sevgili dostların, ne de düşmanların seni incitmezse ve kimseyi hem küçümsemez hem de kimseye bağımlı olmamayı başarabilirsen;
Eğer, her günün her saatini, her dakikanın, her saniyesini iç rahatlığıyla yaşayabilirsen, tüm dünya senin olur…